4 Ağustos 2008 Pazartesi

Meryem Nine’nin Hikayesi... Bektaşlı Kasabası'ndan...




9 günlük İzmir seyahatinden sonra ani bir kararla İç Anadolu'ya gidip, “ben bilmem beyim bilir” misali "beyim köylü" oldum. Şu anda Yozgat il sınırlari icerisinde Bektaşlı Kasabası’ndayız. İzmir’in serin sularından Yozgat’ın serin sularına geldik. Burası 3700 kişilik küçük bir yer. Bir belediyesi üç muhtarı olan bu kasaba 5747 sayılı kanuna göre ilk genel mahalli idareler seçiminden geçerli olmak üzere belediyeden kaldırılarak köye dönüştürülmüş. Belediye olmaktan çıkmış sayılır artık. Bu durum, buradakileri epeyce endişelendiriyor. 3 okulu varmış ama göç ve susuzluk sebebiyle artık tek okulu var. Susuzluk ciddi bir problem burada, sebebi ise küresel ısınma. Sadece sabah saatlerinde su oluyor. Bu saatler arasında her türlü ihtiyacınızı gördünüz gördünüz! Buranın temel geçim kaynağı tarım. Susuz bir kasabada ne kadar tarım yapılabilirse işte o kadar yapılabiliyor. Hayvancılık ise artık yok denecek kadar az... Köylüler sadece kendi ihtiyaçları için hayvan besliyorlar. Buğday, arpa ve şeker pancarı çiftçinin geçim kaynağı. Dünya’nın 4. büyük şeker fabrikası burada ve binlerce kişiye istihdam sağlıyor... Suyun ve toprağın bol olduğu yıllarda patates, fasulye, ay çiçeği de ekilip biçiliyormuş...

Aslinda burasi Nevşehir'e daha yakın ama haritayi böyle cizmişler! İzmir’den buraya Ankara yolu uzerinden geldik ve yaklaşık 10 saatlik bir yolculuk sonunda kasaba hayatına hoşbulduk:) Kuzular meler, civcivler vikvikler. Burada 10 yaşında bir köpek var. İsmi yok. Nasıl çağırırsanız ismi o oluyor. Şu anda adı "Kara". Efe burada çok mutlu... Koşturup duruyor. Traktöre bindi, salıncakta sallandı, mevye topladı, hayvanlara dokundu, çeşmeden kaynaktan buz gibi su içti. 10 saniye bile elinizi tutamayacağınız bu su, bölgede kaynağından fışkıran bir nimet... Madem öyle neden musluk takmıyorsunuz dediğimde cevabımı aldım. Su o kadar çok verimli ki musluğun yerinde tutunmasına imkan yok. Çeşme hayır için yaptırıldığı ve maliyeti çok fazla (en az 50binytl) oldugu için akıyor da akıyor... Yüksek maliyet sebebiyle de çok fazla kuyu kazılamıyor... Ve susuzluk devam ediyor:(

Size çok sevdiğim bir nineden de bahsetmek istiyorum. Meryem Nine...
Meryem Nine, 90 yaşında çok şeker bir nine. İstanbul’a geldiğinde bir bayram gününde kendisine oyalı tülbent hediye etmiştim. O gün bugündür beni çok sever. Gözü görmese, kulağı az işitse de beni nerede görse tanır, sesimi duysa kocaman bir gülümsemeyle karşılar.

13-14 yaşlarında tez zamanda evlendirilmek istenen ve nişanlı olan Meryem, çareyi köyde aşık olduğu adama kaçmakta buluyor ve sevdiği adamdan iki çocuğu oluyor. Eşi 4 yıllığına askere gidince kayınbabasıyla anlaşmazlıklar başlıyor. Meryem’in güzelliği ve eşinin askerde olması, ev halkına rahatsızlık veriyor ve çeşitli kısıtlamalar geliyor Meryem’e. Evde tatsızlık başlayınca çareyi iki çocuğunu da bırakarak ailesinin yanına dönmekte buluyor Meryem. Aradan az zaman geçiyor, kayınbabası iki çocuğunu da Meryem’in yanına gönderiyor. Kendi ailesi çocuklarının temel ihtiyaçlarının giderilmesi konusunda destek olmayınca çocuklarını tekrar eşinin ailesinin yanına göndermek zorunda kalıyor. İki çocuğu da bakımsızlık ve ilgisizlikten hastalanıyor ve ölüyorlar. Eşi askerden dönüyor çocukların öldüğünü ve Meryem’in evden gittiğini öğreniyor. Meryem’i tekrar istese de kayınbaba buna razı olmuyor ve oğlunu anında başka biriyle evlendiriyor. Meryem ise, istemediği bir adamın üçüncü eşi olarak kuma veriliyor. İstenmeyen bu evlilikten eşinden dolayı bir daha çocuğu olmuyor. Zaten 3. evliliğin sebebinin yeni eşinin kendini çocuk doğurma kabiliyeti olan biri üzerinde deniyor olmasını çok zaman geçmeden farkediyor. 3 defa evlatlık alıyorlar ve geri veriyorlar. Böylelikle Meryem hayatı boyunca çocuksuz ve sevmediği bir adamla birlikte yaşıyor.

Meryem ile sevdiğinin ayrı olması aileleri birbirine düşürüyor ve başka 3 ailenin de ayrılmasına neden oluyor. Gel zaman git zaman çok yollarda, farklı düğünlerde, başka bayramlarda karşılaştıkları olmuş ama geriye mutsuz 90 yıl kalmış...

Bugün burada farklı hayatlar, başka yaşamlar gördüm. Bir günde sadece sohbet ederek öğrendiklerime bakın:

-Türkiye’nin en büyük 3. dağı Erciyes buradan direkt görünüyor. Arabayla 125 km... -Kasaba bakkalına kızlar, kadınlar gitmiyor. Bir ihtiyaç olursa bir çocuk gönderilir bakkala. (Bu arada ben bakkala giderek ilklerden biri oldum:) )
-Anadolu'nun bağrından çıkmış bu kasabada çok fazla tarihi eser kalıntısına rastlamak mümkün, hatta içinde bulunduğum binalarda birkaç eser bina yapımında yanlışlıkla kullanılmış, görülebiliyor (!)
- Kasabanın en zenginin 1 trilyondan fazla parası varmış!
-Türkiye haritasını 4’e katladığınız zaman tam Türkiye'nin orta noktası burasıymış!
-Buradaki bir bölgede mağaralara rastlamak mümkün. Geçmiş zamanlarda burada yerleşik bir düzen varmış ve insanlarla hayvanlar aynı inde yaşarmış.
-Bektaşlı kasabası Boğazlıyan ilçesine bağlı. Zamanında Ermenilerin buraya baskın yapacağı ve tüm halkı buradan çıkartmaya yönelik saldırısını işiten halk karşılarında Ermenileri görünce tümünü boğazlamış ve yörenin adı Boğaz-liyen (Boğazlıyan) kalmış. Bu bir söylenti ama gerçek payı var gibi geldi bana da...
-“Kefek” denilen kolay işlenebilen bu taş, hemen hemen Türkiye’de başka bir bölgede olmayan bir taşmış. Bu taşla yapılan evler kışın sıcak, yazın serin oluyor.
-Yukarıda Efe'li fotoğrafta görünen mavi sandalye Meryem Nine'nin çeyizinden, en az 50 senelik...
Meryem Nine’den ve kasaba hayatından selamlar...
(Şepiş)
(Fotoğraflar; profesyonelliğe doğru ilerleyen "Gagie"den)
(Burada çok sevimli bir ufaklık var Aliş, bana ve Kadriye'ye bu şekilde hitap ediyor:) Görüşmek üzere...

5 yorum:

burcu dedi ki...

Çok güzel anlatmışsın Serpil'cim:))

dilek dedi ki...

ben de burcuk'a katılıyorum, çok güzel anlatmışsın. İnsanın orada olası geliyor. Meryem Teyze'nin ellerinden öpüyorum.

Leylan dedi ki...

müthiş bir hikaye! bilmediğimiz ne hayatlar var!ne güzel anlatmışsın serpilcim.

Nevra dedi ki...

Yazdıklarını okuyunca, Antalya'daki yangında herşeylerini kaybeden Karataş köylüleri geldi aklıma. Oralarda da ne Meryemlerin, ne anıları vardı kim bilir? Şimdi hiçbirinin geçmişe ait hiçbirşeyi yok ellerinde.
Anadolu'lu olmak güzelşeydir vesselam.(Eray sen alınma, Trakya da Anadolu sayılır :)
Serpil'cim Meryem Nine'ye bildiği türküleri sor benim için, hatta mümkünse kaydet. Belki ondan öğreneceğim türküler vardır.

serpil dedi ki...

güzel dilekler için tesekkurler arkadaşlar. nevracim aklina sağlık, süper bir fikir. yarın bir türkü cigirmasini isterim meryem nineden:) telefonumdan kaydedebildigim kadar da kaydederim. burası müthiş biryer. bugun traktörle tarlaya indik. efe kullandı direksiyonu:) traktöre motor diyorlar. motorda efeyle birlikte 6 kişiydik. hızlanmak icin "bas bas bas" diye bagiriyorsun... yarin nevşehire gidiğik bakalım ne maceralar bekliyor bizi. belkim yazarim yine sizlere...