kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2013 Salı

Salı sallanır!

Bugün KAGİDER'in şubat ayı kahvaltı toplantısında, "liderlik pozisyonlarında kadın olmak" tartışıldı. Bu işin teknik kısmı.

Bir de duygusal kısmı vardı: 
Onca KAGİDER etkinliği gördük, bir sefer şöyle poz veremedik, Murtaza Gürler'e bizi ihmal etmediği için özel teşekkürlerimizle!


KAGİDER'den Nuray Özbay'a da modelliği için teşekkürlerimizle :)



5 Şubat 2013 Salı

Kadın Parlamenterlerden Ne Bekliyoruz

KA-DER kurulduğundan bu yana, kadınların yerel ve ulusal karar organlarında adil temsili için etkili bir mücadele veriliyor. Bu mücadelede iki temel gerekçeyi bıkmadan usanmadan savunageldik. Birincisi kadınların nüfusa oranlarınca temsilinin demokrasi gereği ve ölçütü olduğuydu. İkincisi ama ve en az bunun kadar önemli olan ise, adaletsiz ve baskıcı ekonomik, toplumsal, politik sistemin ve kültürün kadınlar kararlara adilce katılmadıkça dönüştürülemeyeceğiydi. Değişim için kadın katılımı zorunluydu. Çünkü, yalnız kadınları değil, farklı olanı ötekileştiren, ezen, ikincilleştiren bu hiyerarşik, adaletsiz düzen, binlerce yıllık erkek egemen zihniyetin ürünüdür. Kadınların katılımıyla erkek egemenliğinin gücü kırılmadıkça, hiçbir alanda gerçek ve kalıcı bir değişim sağlanamaz. Kadınları ezmeyi, sömürmeyi aklına ve vicdanına sığdırabilen zihniyet, farklı olan diğer toplumsal gruplar arasında ezen ezilen ilişkisi kurulmasını da meşru görecektir, görmektedir. Feminist teori, erkek egemenliğinin sırlarını çözerken, diğer egemenlik biçimlerine nasıl kaynaklık ettiğini de ortaya koydu. Farklı bir bakış açısı, kadın bakış açısı olmaksızın adil, özgür, barışçı bir yaşamın kurulamayacağını gösterdi. Bu gün kadınlar TBMM’de, çok yetersiz olsa da, %14 gibi Türkiye tarihinin en yüksek oranıyla temsil ediliyorlar. Onlardan beklentilerimiz var. Bu kadınlar yalnız kendi partilerine karşı değil, en az o kadar kadın hareketine ve tüm kadınlara karşı da sorumludurlar. Biliyoruz, karar organlarında erkek egemenliğini kırmak için yeterli sayısal güçleri yok. Ama, kadın hareketinden güç alabilirler, almalıdırlar. Kadınların yerel ve ulusal parlamentolarda eşit temsil için verdikleri mücadelenin başarısı da, büyük ölçüde bu gün kadın parlamenterlerin TBMM’de gösterecekleri performansa bağlıdır. Bu nedenle kadın parlamenterlerden, erkek egemen siyasi kültür ve zihniyeti taklit ederek “erkekçe” değil, kadın bakış açısıyla egemen siyasi kültür ve zihniyeti reddeden, farklı görüş, tutum ve davranış içinde olmalarını beklemek hakkımızdır. Çünkü “kadınlar seçilse ne fark eder?” diyerek kadınların eşit temsiline karşı çıkan erkek egemen zihniyetle ancak böyle baş edebiliriz. Kadın parlamenter ve siyasetçilerin her şeyden önce kadın bakış açısına sarılmalarını bekliyoruz. Çünkü bize bilim, tarih, kültür diye dayatılanlara dair çoğu değer, kavram ve yöntemin erkek egemen zihniyetle, cinsiyetçilikle malul olduğunu, kadınların ve diğer ezilenlerin deneyimini ve bakış açısını dışladığını biliyoruz. Tüm bu kavram ve yöntemlerin kadın bakış açısıyla yeniden gözden geçirilmesi ve eleştirilmesi gerekiyor. Ulusalcılık/milliyetçilik, ırkçılık, militarizm gibi kavramların, şiddet kültürünün, tahrip edici insan doğa ilişkisinin, cinsiyetçilikle, erkek egemenliği ile ilişkisini ortaya koymak her şeyden önce kadınlara düşüyor. Feminist teorisyenlerden Catherine A. Mc Kinnon’un “Feminist Bir Devlet Teorisine Doğru” kitabında belirttiği gibi; “Erkeklerin fizyolojisi çoğu sporu tanımlar, onların sağlık gereksinimleri sigorta kapsamını belirler, onların toplumsal olarak çizilmiş biyografileri işyeri beklentilerini ve başarılı kariyer kalıplarını belirler, onların bakış açıları ve ilgileri bursların niteliğini belirler, onların deneyim ve takıntıları faziletleri belirler, onların askerlik hizmeti yurttaşlığı belirler, onların varlıkları aileyi belirler, onların bir araya gelmekteki yeteneksizlikleri- ve antlaşmaları- tarihi belirler, onların imgesi Tanrı’yı belirler, onların genital organları cinselliği belirler. Bunlar, cinsiyet açısından tarafsız olarak sunulan standartlardır.” Parlamentodaki kadınları hangi partiden olurlarsa olsunlar, kadın bakış açısıyla, şefkatli ve empatik yeni bir dil kullanarak, sorunlara şiddetsiz çözüm yolları bulmak için, milliyetçilik/ulusalcılık, ayrımcılık yerine farklı etnik, dinsel grupların eşitliği ve özgürlüğünden yana ve elbette kadınların özgürleşmesi ve eşitliği için farklı tutum almaya çağırıyorum. Gelin, erkeklerin beceremediğini yapın, parti farklarının üstüne çıkan bir kadın bakış açısıyla ortak sesinizi yükseltin, tarihi belirleyin, farklı bir politik kültürün tohumlarını atın. Fark yaratın ki, sizin yaptıklarınızdan güç alarak daha çok kadın TBMM’ye ve yerel meclislere girebilsin. Gönül Dinçer Şubat 2013

24 Ocak 2013 Perşembe

Kadınlar eşitlikçi anayasa istiyor!




 Kadın Adayları Destekleme Derneği'nin düzenlediği “Anayasa ve Eşit Temsil Semineri”nin bu alanda son derece önemli bir bilgi kaynağı oluşturduğunu düşünüyoruz ve  katılamayanlar için  “eşit temsilin” farklı boyutlarının ele alındığı seminerden konuşma notlarını sizlerle paylaşmak istiyoruz. 

Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA.DER), 19 Ocak 2013 Cumartesi günü  “Anayasa ve Eşit Temsil Semineri”ni düzenledi. Seminer, Friedrich Ebert Stiftung ve Swedish International Development Cooperation Agency’nin (SIDA) desteğiyle gerçekleştirildi. Taksim Hill Otel’de düzenlenen etkinliğe, sivil toplum kuruluşları temsilcileri, avukatlar ve akademisyenler katıldı.

KA.DER Yönetim Kurulu Başkanı Çiğdem Aydın açılışta yaptığı konuşmada, kadın örgütlerinin, anayasa hazırlama sürecine nasıl dahil olduklarını ve hangi çalışmaları yaptıklarını anlattı: “2007’de ilk kez anayasanın yeniden ele alınacağı gündeme geldiğinde, hükümet tüm sivil toplum kuruluşlarına bir çağrıda bulundu. Bu çağrı çerçevesinde 200’den fazla örgüt ve bağımsız akademisyenler bir araya gelerek taslak bir anayasa hazırladık. Bu taslağı hazırlarken amacımız, anayasanın maddelerinin içine girmek, o maddeleri yeniden yazmak, anayasadaki ifadeleri daha eşitlikçi bir hale getirmekti. Sonrasındaki süreçte hükümet kendi hazırladığı taslağı çöpe attı ve tartışmalar başka türlü bir tartışmaya dönüştü.


16 Ocak 2012 Pazartesi

Erkek-Bayan yan yana yassah!

Akşam yazarının yolculuğu, Ankara AŞTİ'de tuhaf bir şekilde son buldu...
Akşam yazarını ağlatan yolculuk Akşam yazarı Özlem Çelik, kendisini ağlatan yolculuğu bugünkü köşesinde okurlarıyla paylaştı..
'Bayan yanı' saplantısı
Mizah dergisi 'Bayan Yanı'nın neden çıktığını artık daha iyi anlıyorum...
8 Ocak 2012 tarihinde, saat 17.00'de İstanbul-Ankara seferini yapan bir otobüse bindim. 18 numaralı koltuktaki yolculuğum Ankara AŞTİ'de, tuhaf bir şekilde son buldu.
Yanımdaki kadın yolcu indi. Ben, bir sonraki durak olan Söğütözü'nde ineceğim için yerimden kalkmadım. Ankara'dan Mersin'e devam edecek olan otobüs, yeni yolcularını almaya başlayınca elinde benimkiyle aynı koltuk numarası olan bir delikanlı geldi yanıma. 'Az sonra ineceğim. Siz cam kenarına geçin, ben de eşyamı toplayayım' diyerek kendisine yol verdim. Geçti, oturdu.
O sırada genç muavinin bize dik dik baktığını gördüm. Koşar adımlarla yanımıza geldi. Bana, en ön sıranın boş olduğunu söyledi. 'Birazdan ineceğim, gerek yok' dedim. Gazetelerim, kitaplarım, bilgisayarım, telefonum, çantam... Daracık alanda eşyamı toplamaya çalışıyordum.
İkna olmayan muavin bu sefer yanımdaki delikanlıya döndü, 'Sen öne geç!' dedi. Kendisinden üç beş yaş büyük muavinin sözlerini emir telakki eden delikanlı ayağa fırladı. 'Lütfen kalkmayın. Burada oturmanızın benim için bir mahsuru yok. Sizin için de sorun değilse... Kucağımda bu kadar eşyayla kalkmam zor olacak...' dedim. Genç çocuk tekrar yerine oturdu.
Muavin hala tepemizde dikiliyordu
ERKEK-BAYAN YAN YANA OTURTMUYORUZ
'Erkek-bayan yan yana oturtmuyoruz! Ya biriniz ya diğeriniz öne geçecek!' deyince tepemin tası attı!
'Ne demek oturtmuyoruz?'
'Yasak! Erkek-bayan yan yana oturamazsınız!'
'Öncelikle erkek-bayan değil, erkek-kadın demen gerekiyor. Bayan bir hitap şeklidir, cinsiyet değil. İkinci olarak benim nereye oturacağıma ben karar veririm. Kalkmıyorum!'
'Şirketin kuralı böyle! Yasak! Oturamazsınız!'
SEN KİM OLUYORSUN DA BENİM NAMUSUMU KORUMAYA ÇALIŞIYORSUN?
Bu buyurgan ses tonunu ve ikna edicilikten uzak, insanlıktan nasibini almamış cümleyi duyunca ayağa fırladım...
'Sen kim oluyorsun da benim namusumu korumaya çalışıyorsun? Bu gencecik çocuğa da bana da hakaret edecek cesareti nereden buluyorsun! Biz yan yana 5 dakika seyahat etmekten rahatsız olmuyoruz ama sen bizim yan yana oturmamızdan rahatsız mı oluyorsun? Bu nasıl bir sapıklık yaaa!'
Muavinin yüzündeki ifadeyi görünce güleyim mi ağlayayım mı şaşırdım. Ağzı bir karış açıktı. Matematiği 10'a kadar saymakla sınırlı olan birine üç bilinmeyenli denklem sormuştum sanki! Neye karşı çıktığımı anlamaya çalışırken bir yandan da 'erkekliği' elden bırakmıyor, takılmış plak gibi 'oturamazsınız' demeye devam ediyordu.
Herkes yerinden kalkıp bize bakıyor ama kimsenin gıkı çıkmıyordu. Yarı yaşımdaki bir muavinin bana ahlak dersi vermesi, benim neredeyse çocuğum olacak yaştaki delikanlıyı sapıklıkla itham etmesi kimseyi rahatsız etmişe benzemiyordu...