Efendimmm, bizim çok güldüğümüz bir olayı sizinle paylaşmak istedim. Dün HP yılbaşı partisine gitmek üzere yola çıktık. Kar yağışı nedeniyle yollar felç. Ne yapsak ne etsek derken taksiye atıverdik kendimizi (Eda, Yaso, ben “moderen folk üçlüsü” ). Bindik binmesine ama telaşımız geçmedi. Taksiciye çaktırmadan fıs fıs metroya mı binsek, onu mu yapsak, şurdan mı gitsek, öyle mi, böyle mi, derken inip metroya binmeye karar verdik kokoş hallerimizle. Taksiciye para verirken çantamdaki zarfları gördü, adam ne dese beğenirsiniz. “Düğüne mi abla?” :)...
Merdivenlerden inerken metronun geldiğini duyduk, başladık koşmaya. Önderimiz Yaso, arkasından Edoş, en arkada ben :) Kapılar kapandı kapanacak Yaso ve Eda hızını aldı ve açık ara taaa ilerki vagona doğru koştular. Zavallı ben de önüme çıkan insanlar yüzünden arkada kaldım. Baktım olacak gibi değil hemen yanımdaki vagona bindim, binerken de “Edaaaaaa ben biniyorum inişte görüşürüzzz” diye bağırdım. Metro haraket etti ben başka bir yerde Yasolar başka bir yerde. “Acaba beni duydular mı? Peki ben nerede ineceğim?” diye kendimi düşünmekten alamadım. Sıkış pıkış olduğum yerde telefonumu çıkardım. Baktım metro Mecidiyeköy durağına geliyor hazırlandım bir sonraki vagona koştum ve bindim. Ne göreyim bizim kızlar yok!. Nerede ineceğim, ne yapacağım? Hemen Yasemin’i aradım ama telefonu meşgül :( İçimden dedim ki kız metroda bile telefonla konuşuyor :) Tahminen Levent’te inecektim, artık iş şansa kalmıştı. Son bir kez daha şansımı deniyeyim dedim ve bir sonraki durakta inip öteki vagona doğru koşmaya başladım. Ayağımdaki ince topuklularla bir yandan koşarken bir yandan da camdan içerlere bakıyorum ki, “Dileekk” diye bir ses duydum. Meğer aynı vagondaymışız ama ben başka bir yere koşuyorum, durup saniye farkı ile vagona attım kendimi. İnene kadar kahkahalarla güldük. Makyaj falan kalmadı göz yaşlarımızdan. Birbirimizi görmeseydik ben bütün vagonları gezecektim :)
metro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
metro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Aralık 2008 Salı
Yine Macera….
Etiketler:
Dilek Özcan,
Eda Torcu,
Macera,
metro,
taksi,
Yasemin Tirun,
yılbaşı
19 Aralık 2008 Cuma
Metrodaki Kemancı....
Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC'de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider.
Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder..
Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider.
Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.
En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar.
Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir.Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar.Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.
Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell'in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston'da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı...
------------------------------------------------------------------------------------------
Aysun Babacan Yorumu:
Çok etkileyici…
Postmodernistler bu gibi durumları “arzu imalatı” ile açıklıyor. İnsanlarda arzu imal etmeden sunulan en değerli şeyler bile (hamdolsun) teğet geçiyor. Arzu imal ederek ise en gereksiz şeyler bile en yüksek bedellerle satılabiliyor.
Mevcut yaşam koşularında ‘gerçek’ arzularımızı düşünecek ne vaktimiz, ne kafamız yokken arzu imalatımız dışı bize sunulan değerler yanımızdan değil teğet, hiç değmeden geçiveriyor.
Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder..
Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider.
Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.
En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar.
Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir.Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar.Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.
Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell'in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston'da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı...
------------------------------------------------------------------------------------------
Aysun Babacan Yorumu:
Çok etkileyici…
Postmodernistler bu gibi durumları “arzu imalatı” ile açıklıyor. İnsanlarda arzu imal etmeden sunulan en değerli şeyler bile (hamdolsun) teğet geçiyor. Arzu imal ederek ise en gereksiz şeyler bile en yüksek bedellerle satılabiliyor.
Mevcut yaşam koşularında ‘gerçek’ arzularımızı düşünecek ne vaktimiz, ne kafamız yokken arzu imalatımız dışı bize sunulan değerler yanımızdan değil teğet, hiç değmeden geçiveriyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)