17 Nisan 2014 Perşembe
16 Nisan 2014 Çarşamba
10 Nisan 2014 Perşembe
18 Mart 2014 Salı
13 Mart 2014 Perşembe
Yine bir cemevimizin önünde vurulduk canevimizden...
Yandı içimizde dert ve yokluk alevi…
Adının anlamı gibi cesur ve güçlü Berkin'in ölümsüzleşmesinin anısına...
10 Mart 2014 Pazartesi
Kadın-Bayan Tartışmalarına dair
Bir süredir tartışılan ve terim + yaklaşım ihtilafı gibi
görünen bu durumun dil ve ideoloji üzerinden döndürüldüğünü görmemek mümkün
değil. O halde bu iki zemin üzerinden konumları sorgulamalı belki de.
“Kadın” çoğu durumda cinsel kimliğe vurgu yapar. Kadın
hastalıkları gibi… Filmde/Romanda kadın kahraman-erkek kahraman gibi. Bildungsroman denilen Alman anlatı türü
örneğin, yani kişiliğin oluşumu ve kişinin kendini yeniden keşfetmesi üzerine
kurulu roman tarzı, kadın kahramanın kim olduğuna ve kadın olmanın anlamına
dair bir bilince eriştiği feminist romana zemin hazırlamıştır denebilir. Kadın
eli gibi deyimler, kadın dernekleri gibi oluşumların tam da bu cinsel
kimliğin –kimine göre pozitif ayrımcılık yönünde—içindeki cinselliğin sivrileşmesine
neden olması gibi.
Pek de matah bulmadığımız Wikipedia’da bayağı akıllıca bir
cümle var bu konuyla ilgili: örneğin, “Kadın tarihi araştırması feminist bir
yaklaşımla yapılabilir ama zorunlu değildir.” Feminist yaklaşım bu tür konuları
ciddi bir özenle ve eleştirel muhakemeyle taşımadığı zaman tam da karşısında
olduğu tavrı üretiyor: Cinsel ayrımcılık.
Bu nedenle haber programlarında, kaza, ölüm vs gibi
özellikle trajik olaylarda isim veya baş harfleri kullanmak yerine “yanan kadın”, “ölen kadın”, “kolu kopan
kadın”, “otobüsün ardından yerde sürüklenen kadın” denmesinin cinsel kimliğe
indirgenmiş, kendi insan/anne/kardeş/evlat/meslek sahibi kimliğinden soyutlanmış bir imge yarattığını ve daha da
kötüsü bunu beyinlere yerleştirdiğini düşünüyorum. Bugün toplantıda verdiğim örnekteki gibi,
birini görmeye gittiğimde, sekreterin müdürüne “Sizi görmeye bir kadın geldi
demesi” beni orada öncelikle ve
özellikle bir cinsel kimliğe indirgemektedir. Aynı durumda “sizi görmeye bir
adam geldi” denmesi ise gelenin kadın olmadığı yönünde en büyük ipucu adına
söylenir sanki. Alternatif ne mi olmalı? İsim. Bu gibi düzlemlerde gerçek
kimliğimiz ismimizdir. İsmimin yokluğunda diğer belirleyici niteliklerim
kullanılabilir. Örneğin bir çevirmen, bir öğretmen, bir memur, bir komşu, bir alıcı, bir satıcı….
Sadece sebepsiz yere en öne “kadınlığımı” koymanın anlamsızlığından dem vurmak
istiyorum. Kadın olmak benim kazandığım, uğruna çaba ve meşakkat gösterdiğim
bir şey değil. 50/50 şanstan biri ya da diğeri olarak öylesine oluverdiğim bir
şey ne de olsa. Kalanını ise kendim yaptım. Her insan gibi.
Batı dillerinde,
özellikle de dilimizi çök etkileyen İngilizcede insanlar/halk anlamında the men and women of this country- bu
ülkenin kadın ve erkekleri gibi bizim dilimizde biraz iğreti duran ifadeler
vardır. Üstelik bu dillerde cinsel kimliğin daha da beline vurulmuş, kişinin
evli/bekar/bakire olup olmadığına dair bile terim yaratılmıştır. Mrs/Miss/Frau/Freulein/
Signorina / Signora gibi. Başka kimsenin
kılını kıpırdatmadığı bu alanda feminist ideoloji doğru itirazlarda
bulunmuştur. Unvanlarda bile kadını ve kızı, evli olanı ve uygun olanı
erkeklerde değil sadece kadınlarda ayıran Batı dillerinin tersine Türkçede
Bay/Bayan gibi hitap terimlerinde bu olumsuzluk yaşanmaz. Bir genç kız da bayan olabilir; yaşlı bir
insan da. Öte yandan kadın-kız temelinde unvanla ayırma geleneğine sahip Batı
dillerinin çoğunun aksine Türkçe, kadın konusunda zengin bir dağarcıkla
düşündürür bizleri. Bu da kötü bir şey değil. Bayan, hanım, hanımefendi, kadın,
hatun (kadın ve hatun sözcükleri χwatēn sözcüğünün iki farklı yorumudur.) gibi... Türkçede bayan ve hanım gibi
terimlerin ardında saygı vardır. Bunda bir beis görülmesi beni hep
şaşırtmıştır.
Bay diyor muyuz ki
bayan diyelim sorusu ise konuyu daha sığ bir düzleme çeker. Buradaki
karşılaştırmalar böyle bir formülasyonla ilerlemeyecektir. Bay demiyoruz ama bey diyoruz. Yani? Baylar,
bayanlar yerine, dinleyin kadınlar ve erkekler mi demeli gibi uzar gider bu
konu.
Örneğin, erkek ve
adam sözcükleri için de benzer bir durum söz konusudur. Erkek sözcüğü,
çoğunlukla cinsel kimliğe gönderme
yapar. Adam ise hem daha genel hem de daha özel ve yan anlamlara sahiptir. Adam
gibi adam deyiminde bu yan anlamların en uç örneklerinden birini görürüz. Kadın gibi kadın dendiğinde ise
cinselliğin tam göbeğindeyizdir.
Karşılaştırmaların anlamsızlığı bazen yorucu… Bu yüzden bay demiyoruz, o zaman
bayan da demeyelim, zaten bayan ironik anlamlara da çekiliyor (baymak vs gibi)
yüzeysel savları işi sadece magazin boyutuna indirgiyor. Hatta bunların
gereksiz bir alınganlığa işaret ettiği bile söylenebilir.
Bu alanda
hassasiyetin çok dillendirilmesi, bu denli köşeli ayrımlar yapılması, tam da
kaçınılması istenen ayrımcılığın ekmeğine yağ sürüyor. Feminizmin kazanımlarına
lafım yok, özellikle sömürülen kadın konusunda çok ama çok önemli adımlar atılmasına
vesile oldular. Ama aslında bu sosyal devletlerin, hükümetlerin toplum
mühendisliği görevini gören organizasyonların işiydi. Dil temelinde ise, kadın ve
bayan ihtilafında sav tutmak yerine kendi haline bırakıp dilin kendi canlı
evrimine güvenmemiz gerek. Kendi kültürümüzde nasılsa yerini bulur. Öylesine
çok kavram ve terimi ithal ediyoruz ki Batı dillerinden ve kültüründen ve
çoğunu öylesine cılız özümsüyoruz ki…
Hasılı, evet
anatomik olarak ben bir kadınım ama kadın olduğum için gurur duyuyorum falan
demeyeceğim. Böyle bir ifade aklımdan bir kez bile geçmedi. Kadın olduğum için
utanıyorum ifadesi de öyle. Ama mesela şunları söylemişliğim vardır:
İnsan olduğum için
utanıyorum. (sıkça)
İnsan olduğum için
bir kez daha gurur duydum. (ender)
Ya da Apo beyin
okuduğu "Bayan dememek için 10 neden"in en güçlü sanılan ironik argümanında “O bayan hayatın
kaybetti” örneğindeki cinsel ayrımcılığın tersine “o kadın hayatını kaybetti”
değil:
“Bir insan hayatını
kaybetti” denmesi gerektiği gibi. Varsa
isminin kullanılması gerektiği gibi…
7 Mart 2014 Cuma
20 Şubat 2014 Perşembe
Biz kadınları hiç sevmedik!
Saçlarını sevdik, hele bir de sarışınsa daha çok sevdik
Ağızlarını sevdik, hele bir de şehvetli ve dolgun ise daha çok sevdik.
Göğüslerini sevdik...
Bacaklarını sevdik, hele bir de sütun gibiyse bayıldık.
Kalçalarını sevdik...
Gerçekten güzel vücutlu ve "çıtırsa" daha çok sevdik...
Yolda, arabada, televizyonda, internette onlara hep "baktık"
Her yerlerine iyice ve dikkatle baktık.
Pek iyi görememiş olacağız ki bir daha baktık.
Bir daha ve bir daha...
Kadınların her yerlerine baktık ama gözlerine ya hiç bakmadık ya da baktığımızda çok geç olmuştu...
Biz kadınlara çok dokunduk! Onlar istese de istemese de dokunduk.
Son yıllarda dini motiflerden güç bulanlarımız oldu.
Eh! Yozlaşan toplum ve geç gelen hatta hiç gelmeyen adalet olunca da 13-14 yaşındaki çocuklara bile dokunmaya başladık! Sapık damgası yemeyi göze alanlar bile şaşırdı çünkü sapık diye haykıran ne kadar azdı!
Kadınlara dokunmada dünya sıralamasında üst yerlere geldik... 2009 itibariyle rakamlar oldukça "umut verici!!! "
% 40 ını sürekli dövdük
%45 ine duygusal şiddet uyguladık (küfür, hakaret, küçük düşürme)
%16 sına zorla sahip olduk (ve olmaya devam ediyoruz)
Tüm bunlara maruz kalan her 3 kadından biri intihara kalkıştı ama biz hiç oralı olmadık (hem bize ne değil mi? Fener ya da Cimbom maç kaybedince çok üzüldük ama kadınlar söz konusu olunca pek oralı olmadık)
% 9 una daha masum birer çocukken bile dokunduk.
Ama onlar hep sustular. Çünkü konuşsalar kimse inanmazdı. "kim bilir neler yaptın ki sana tacizde ya da tecavüzde bulundu amcan ya da komşun" bu da sana ders olsun, türünden tepkiler görecekti.
Ama bu ders o kadar acıdır ki biz erkekler bilemeyiz. Bizlere sorduklarında %25 imiz "bazı durumlarda kadın dövülür" demeyi doğal bir şey gibi dile getirdik. İslami öğreti yalanları ile kadınları, kız çocuklarını bizlerin kölesi yapmaya başladık ve bu çabalar sonuçlarını vermeye başladı. Artık kadınlar o bildiğiniz kadınlar değil! .
% 51'i erkekler ile tartışmayı bile "saygısızlık" sanıyor artık. %36'sı kendisi para kazansa bile parasını nasıl harcayacağına karar veremeyeceğine inanmış ya da inanmak zorunda kalmış. % 52'si "erkek kadından sorumludur" diyecek kadar kadınlığını unutmuş ya da unutturulmuş. % 49'u "erkek ne zaman isterse bana sahip olabilir benim itiraz hakkım olamaz" diyecek konuma gelmiş ya da getirilmiş!
Hal böyleyken kabul edelim biz kadınları kullanmayı çok sevdik. Evde, işte, siyasette, okulda kısacası her yerde...
Parti kongrelerinde sözde liderler konuşurken arka fonda 3-4 kadın vardı hep. Onlardan vitrin yaptık, imaj yaptık. Başörtülü, normal türbanlı, modern türbanlı ve türbansız...
Parti çalışmalarında kapı kapı dolaşanlar hep kadınlardı. Koşturan ve çabalayan hep kadınlardı. Miting olduğu zaman onları ön sıralara toplayıp karanfiller attık üzerlerine ve iki lafın birinde anam, bacım edebiyatı yaptık ama "ananıda al git" demek bize daha çok yakıştı!
"Cennet anaların ayakları altında" diye diye büyütüldük ama anaları hep ayaklarımız altında çiğnedik, ezdik, tepikledik...
14 şubat sevgililer günü ya da anneler gününde bir kaç saat ara verdik ama sonra yine ezmeye devam ettik.
İş verirken bile onları hep düşündük! İş yerinde gözümüz gönlümüz açılsın ya da malum niyetler ile bayan eleman aranıyor ilanı vermeyi çok sevdik.
Bu ülkede kadın olmanın ne kadar zor olduğunu biz erkekler bilemeyiz. Çünkü artık konuşmuyorlar, konuşamıyorlar, konuşturulmuyorlar.
Dini sömüren ve kullanan karanlık zihniyet kendi kadınlarını yetiştiriyor. Susan, itaat eden ve kaybolmuş kadınlar... Kızlar... Hatta çocuklar... Arada vizyon ya da imaj için ortaya "sürülen" kadınlara bakmayın siz onlar da biliyor "kullanıldıklarını" ama artık düzen kurulmuş.
Bu ülkenin kurucusu Atatürk 1930'lu yıllarda Türk kadınına dünyadaki birçok çağdaş ülkeden önceden hak ettiği hakları verdiğinde umutlanmıştık. Çünkü o Atatürk'tü ve Kurtuluş Savaşında bebeğinin kundağında mermi taşıyan anayı ya da cephede erkeği ile göğüs göğüse savaşan bacısını unutmamıştı. İhanet edemezdi ve etmemişti de. Ama biz ihanet ettik! Türkiye nereye gidiyor? Diye soruyor herkes birbirine.
Oysa cevap ne kadar da açık değil mi? Türkiye hızla ve şevkle karanlığa gidiyor. Hatta koşuyor...
Çünkü kadın yok oluyor, yok ediliyor...
Benim annem, kız kardeşim, sevgili kızım yok oluyor...
Kadını yok olan ülkenin gideceği yol bellidir. Karanlık ve onursuz bir gelecek...
Bu işi planlı yürütenler islami motifler ya da örnekler ile kadının ikinci sınıf konuma gelmesini doğal karşılamamızı bekliyorlar. Bu işe Kuran-ı Kerim'i ortak koşmaları ne acı... Mesela miras hukuku; erkek çocuğa 2 pay, kız çocuğa 1 pay ya da kadının erkeğe itaat etmesini empoze eden garip ayet ya da sureler... Belli ki burada büyük bir istismar var. Çünkü tüm Tanrı'nın kendi yarattığını aşağılaması söz konusu bile olamaz değil mi? Kuran'ı kendi amaçları için yorumlayanlar kadını ikinci plana atmayı çok seviyor olabilir ama biz hiç sevmedik.
Lütfen artık kadınlara beyinleriniz ve gözlerinizle bakmaya başlayın.
- *Yazar bilinmemektedir.
Kaynak: http://www.inploid.com/post/biz-kadinlari-hic-sevmedik/51274/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












