12 Temmuz 2011 Salı

Bu Gençler Ne Yapıyor?

Dikkat: Bu yazıyı okurken lütfen linkteki parçayı fon müziği yapınız:
http://www.youtube.com/watch?v=TYJzcUvS_NU



Onlar, sportifti...

Onlar, azimliydi...

Onlar, vazgeçmezdi!

Ama bu sabah...

Weider Spor Salonu'nda "yapamazsınız" deneni başaran Marjinallilerden ikisi, yine bir sabah antremanı için oradaydı.

Ama kapı, kapalıydı...

Salon, bugün açılmamıştı.

Yılmadılar.

Ordu Evi'nin yanından dümdüz gidip ilk sağa döndüler. Artık parktaydılar.

Onlar, bu ofisin altın sporcuları.

Onlar, yollarına çıkan yavru kedilerin duygu sömürüsüne,

Kendilerini tanımayan iş arkadaşları Feyza'ya,

Parkın orasına burasına tuzak gibi serpiştirilmiş çamur birikintilerine aldırmadılar.

Koştular, atladılar, zıpladılar.

Ve onlar, bu sabah da spor yaptılar!

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Dükkanı Kapattık!

Bugün de mesai bitti...

Yeni Santral Operatörümüz... Lilith

Marjinal Porter Novelli'de son dakika patisi!

Lilith, çevik bir pati darbesiyle Lale Saygılı'nın tahtını ele geçirdi!
Göreve yerine intikal ettiği an itibariyle çalışma ortamını detaylı olarak inceledi
...

Bilgisayarı için gerekli ayarları kendisi yaptı...


Ve telefonlarla yakından ilgilendi... (Henüz "telefona bakmak" kavramını tam oturtamadık ama, olsun...)Görevinin ilk gününde çalışma arkadaşlarının gönlünü fetheden Lilith'e kariyerinde başarılar diliyoruz.Mauw!

5 Temmuz 2011 Salı

En Keyifli Yağmur

Geçen Cuma (artık herkes biliyor sanıyorum) Aysun Hn ile "Kardeş Türküler ve Arto Tunç Boyacıyan" konserindeydik. İkimiz için de çok heyecanlı ve telaşlı bir geceydi. Öncelikle ofisten vaktinde çıkıp konsere yetişme konusunda büyük badireler atlattık yollarda. Konser alanına geldiğimizde de ise yağmur ufak ufak atıştırmaya başlamıştı bile.


Önce "yaz yağmuru canım geçer nasılsa" deyip pek sallamadık ama derken ufak atıştırmalar yerini "bardaktan boşanırcasına" ya döndürünce biz de tüm izleyiciler gibi kendimizi sahnenin önünde muşamba yağmurluk dağıtan insanların önünde bulduk.

Yağmurluklarımızı giydiğimizde Aysun Hn'a oturmayı teklif ettim ama kendisini o kadar kaptırmıştı ki türkülere, "yaşasın" dedim içinden, "çok iyi bir konser arkadaşı buldum" diye geçirdim.

Birlikte Türkçe, Kürtçe, Romanca, Ermenice, Arapça birçok türküye eşlik ettik. Sivas Katliamı'nda yakılan aydınları andık, horon teptik, HES'leri protesto ettik, roman havası oynadık. Grubun solisti Vedat Yıldırım ve de Arto Tunç'un karşılıklı atışmalarını keyifle izledik. Özellikle Arto'nun sesinin güzelliğine hayran kaldık.

Ne zaman ki gece sona eripte kendimizi dönüş yoluna attık, o zaman fark ettik ki 2 saat boyunca hiç oturmamışız ve de yağmurlukları giyene kadarki süreçte acayip ıslanmışız...

Hava güzel olsaydı bu kadar eğlenebilir miydik pek de emin değilim doğrusu... Sanırım seneye yine gideceğiz, bir de yağmur yağarsa....

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Çiçeği Burnunda "gelinlerimiz" :)

Birisi yeni balayından geldi (Ezgi kızımız), bir diğeri evlilik yolunda (hadi ikinci adım diyelim) emin adımlarla ilerliyor; nişanlandı (Uzay kızımız). Her ikisine de mutluluklar ve bir ömür boyu neşe diliyoruz...

1980'lerin sonundan 2011'e...




Time does not change us. It just unfolds us.






Etiketler yazının içeriğini anlatmaya yetmeli...

29 Haziran 2011 Çarşamba

Edibe...





1 Ocak 2008. Yeditepe Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünde yüksek lisans yapan arkadaşım Seher, kahvaltıda sohbet ederken, "Bu kadar edebiyatla ilgilisin, sen neden yüksek lisans yapmıyorsun?" dedi. "Benden geçti, bu kadar zaman sonra okula mı gidicem? Dersti, sınavdı, uğraşamam" dedim. "Bunun yaşı mı olurmuş? Hadi sen de yap!" diye ısrar edince, "E, peki bir şansımı deneyim" dedim. İki tane test kitabı alıp haftasonları eski ALES sorularını çözerek hazırlanmaya başladım. Üstünden (kaç olduğunu söylemeyeceğim!) yıllar geçtikten sonra yeniden bir sınava hazırlanıyor olmak keyifliydi de, olur da kazanamazsam eşe dosta mahcup olmamak için kimseye (annem-babam dahil) söylemedim. Mayıs 2008'de ALES'e girdim. Tıpkı yıllar önce ÖSS'de olduğu gibi bir hafta öncesinden sınav yerine baktım filan... Yani herşeyin hakkını verdim, gereğini yaptım! :) Ayıptır söylemesi, kendimi de şaşırtan, oldukça iyi bir puan aldım. Sıra okula başvuru yapmaya geldi. Eğitim mentorluğumu yürüten Seher, "Puanın çok iyi, İngilizcen de var. Sen Bilgi'ye başvur" diye buyurunca ben de Bilgi Üniversitesi'ne yöneldim. Tabii yıllar içinde herşey değişmiş, gelişmiş, başvurular internet üzerinden yapılır olmuş... En komik kısım da referanslar bölümüydü. Malum, yüksek lisans başvurusunda referans mektubu istenir. Bunca zaman sonra eski hocalarımdan referans istemek - hem de tamamen konumun dışında bir bölüm için - çok tuhaf olacaktı. Atölyesine katıldığım yazardan mı yoksa yine bir yazar olan Fransızca hocamdan mı istesem diye düşünürken, bölüm asistanı benim için gerekli olmadığını söyledi! :)

Başvuruyu tamamlayıp iki aşamalı bölüm sınavı için çalışmaya başladım. İlki teori sınavıydı. Tavsiye edilen birkaç kitabı yaz tatilim sırasında okudum. Sınav günü erkenden -ilk defa- okula gittim. Kendimce şöyle düşünüyordum: "Karşılaştırmalı Edebiyat çok niş bir konu, iş sahası da pek yok. Ayrıca Bilgi de özel ve pahalı bir okul, 10 kişiden fazla başvuran olmaz, yazılı sınavı geçersem mülakatta işi bağlarım." Yanılmışım! Sınıf ağzına kadar doluydu, yan sınıflardan sıra taşıdılar! 40'tan fazla genç, yeni mezun aday seçilmek umuduyla gelmişti. Sonra sorular geldi. 3 tane konu başlığı içinden biri seçilerek yazı yazılacak (ingilizce), yine 3 şiir içinden biri seçilip çözümlenecek. Sorulara baktım. Dedim, buraya kadarmış! :) Sonra yiğitliği kaptırmamak için anladığım tek konu başlığı ile ilgili birşeyler yazdım. Şiirde de William Wordsworth'ünkini çözümledim. İyi tutturmuş olmalıyım ki yazılı sınavı geçen 22 kişinin arasında ben de vardım!

Akabinde yapılan mülakatta ilk ben girdim hocaların yanına. Masanın etrafına dizilmiş 6 hoca ve masa başında ben! Sağ yanımda oturan bölüm başkanı Murat Belge "Demek İşletme mezunu öğrencimiz sizsiniz, neden edebiyat?" diye sorunca, başvurumun hocalar arasında ilgi (ve şaşkınlık) yarattığını anladım. Velhasıl mülakat, benim niye edebiyat okumak istediğim, çalışırken bunu nasıl becereceğim etrafında, ve bence iyi geçti.

Sonucu Ankara'da öğrendim. Mülakat sonucu seçilen 13 kişiden biri olarak Ekim 2008'de yeniden üniversite sıralarına döndüm. Tabii ki kolay olmadı. Okunması gereken yığınla makale ve kitap, yazılmayı bekleyen ödevler, sınavlar iki sene boyunca iş dışındaki tüm saatlerimi aldı. Bazen aldığım dersler mesai saatlerine denk geldi. Sevgili "patronumuz" Asu'nun anlayışı sayesinde onu da hallettim. Geçen yaz o sıcaklarda, 2 ay boyunca cumartesi-pazar günleri, sabah 9 akşam 6 işe gider gibi Starbucks'a gidip tez yazdım. Zaman zaman sıkıldım, bunaldım, daraldım, hatta vazgeçme noktasına geldim, ama anne-babamın, Amerika'daki kardeşimin sürekli telkin ve motivasyonlarıyla devam ettim. Ağustos ortasında jüriyi de geçerek okulu tamamladım.

Ve bu maceranın son noktasında, dün akşam gerçekleştirilen mezuniyet töreniyle İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nden yüksek lisansımı aldım!

Shakespeare ne demiş? "All is well that ends well!" (sonu iyi biten herşey iyidir)

27 Haziran 2011 Pazartesi

Tamtamlar gezmeye devam ediyor

Dün Nevra ile Eray'ların Lüleburgaz'daki evlerine gittik. Belki de çocukların hayatındaki en güzel gündü:)

Anne ve babasının misafirperverliğinin yanı sıra bizlere sundukları bahçe, doğal hayat, hayvanlar vs paha biçilemezdi... Kedi, köpek, civciv, tavuk, inek ve koyunlarla ilk defa bu kadar yakın oldular ve nasıl mutluydular. Bazen ellerinde bir rüzgar gülü, bazen bir kedi, bazen bir civciv, bazen bir dondurma...

İlk defa ağaçtan kiraz, yerden çilek topladılar, resmen dalından yediler, çocukluğumuzda çok sıradan olan ama şimdilerde bir fantezi olan bu durumu bizzat yaşadılar.

Açıkçası hepimiz kendimizi kaybettik, bir an kendimi "Bugün ayın kaçıydı, yarın toplantımız var mıydı?" diye sorarken buldum.

Unutamadığım anlar ise Dila'nın Burçak Tarlası'nı söylemesi ve Beren'in akşam gitmeyelim diye ağlamasıydı.

Velhasıl çok güzel bir gün geçirdik ve çok mutluyduk, Eraycım, korkarım en kısa sürede yine gelebiliriz ve kızlar yine seni yere yatırıp üzerinden zıplayabilirler:)











CEO'ya Çağrı!

Her hafta ekibi toplayıp rakıya, şaraba götüren CEO'muz bi güzellik yapıp, bizi Edirne'ye de götürür herhalde?